Fatih Sultan Mehmet in Vasiyeti

  • 21/12/2007


Fatih Sultan Mehmet,gerçek mânâda bir devlet adamıdır.Tarih kirapları onu,İstanbul'u fethetmesiyle yâd eder.Oysa,arşiv belgeleri,onun çok farklı yönleri olan bir yönetici olduğunu ortaya koymaktadır.Ben burda sağlıkla ilgili olan vasiyetini aktaracağım.İşte vasiyetnamesi:

"Ben ki,İstanbul'u fetheden aciz bir kul olan Fatih Sultan Mehmet,bizzat alın teri ile kazanmış olduğum parayla satın aldığım,İstanbul'un Taşlık bölgesinde bulunan,sınırları belli 136 adet dükkanımı,aşağıdaki şartlar çerçevesinde vakfısahih eyledim.Şöyle ki:

Bu gayrimenkullerimden elde edilecek gelirlerle İstanbul'un her sokağına ikişer kişi tayin ettim.Bunlar,ellerindeki bir kap içerisinde kireç tozu kömür külü olduğu halde günün muayyen saatlerinde sokaklarda gezecekler!Yere tükürenlerin tükürükleri üzerine bu tozu dökecekler.Bu işi yapacak olanlar günlük yirmi akçe alacaklar!

Ayrıca,on cerrah,on hatip,üç de hasta bakıcı hasta tayin ettim.Bunlar,ayın muayyen günlerinde İstanbul’u gezecekler!İstinasız her kapıyı çalacak ve içeride hasta olup olmadığını soracaklar;var ise, hastanın şifa bulmasını sağlayacaklar!Durumları ciddi ise hiçbir masraf ettirmeden hastaneye kaldırıp tedavi ettirecekler!

Allah korusun! Herhangi bir gıda maddesi buhranı yaşanabilir.Böyle bir durum yaşanırsa,bırakmış olduğum yüz silah,usta avcılara verilecek.Bunlar,hayvanların yumurtada veya yavruda olmadığı zamanlarda,ormanlara ava çıkacaklar ve hastaları gıdasız bırakmayacaklar!

Ayrıca,külliyemde inşa ettirdiğim imarethanede şehitlerimizin aileleri ve İstanbul’un fakirleri yemek yiyeceklerdir! Yemek yemeye veya almaya gelemeyen olursa ,bizzat görevliler ,yemekleri hava aydınlanmadan,kimsenin sokaklarda olmadığı zamanlarda,kapalı kaplarla evlerine götüreceklerdir! “

İşte Fatih’in,bundan beş yüz küsur önce kaleme aldırdığı vasiyetname…İdeal bir yönetici,milleti için kılı kırk yararcasına hizmet aşkıyla tutuşan bir zat…Vasiyetnamenin başında-kendi alın terimle-diyor, yani devlet hazinesi değil,bizzat elinin emeğinin kazandığı paradan bahsediyor!Padişahların her birinin bir mesleği vardı.Bu mesleklerle söz konusu şahsi gelirleri sağlardı.

Bu vasiyetnam,günümüz yönetici veya tebasının çıkaracğı dersler var!Bir yandan, “hastaneler benim vatandaşımın hizmetindedir “edebiyatı, öte taraftan bir ömür boyu SSK’ya prim yatırmasına rağmen,bu kurumun işleyeşinden dolayı,doktorsuz ve ilaçsız kalan insanlar ve bunları,hiçbir reaksiyon göstermeden seyredebilen büyükler…

( Alıntı'dır.!)

Şehitler, Kendi Cenaze Namazlarını Kıldılar

  • 2/12/2007

İnternette dolaşırken " Kendi Cenaze Namazlarını Kıldırlar " başlığını gördüm ilgimi çektiğinden girdim hemen önce çok uzun dedim okumaya üşendim sonra okumamın gerektiğini hissettim çünkü onlar bizim için canlarını feda etmişlerdi neler yaşadıklarını neler yaptıklarını öğrenme imkanım da doğmuş oldu. Çok duygulandım ya zaten duygulanmamak elde değil di, bu yazıyı okuyan her Türk'te yazı bittikten sonra hissettiğim şeylerin kendisinde de oluşacağından eminim.

Öleceğinizi biliyorsunuz, üstüne kendi cenaze namazınızı kılıyorsunuz ve ölüme gidiyorsunuz. O an ki psikoloji nasıldır? Dayanılacak bir şey değil bu..

Yüce Allah Hepsinden Razı Olsun, Ruhları Şad, Mekanları Cennet Olsun.Kalbimizdesiniz........

 ( Konuyu alıntı yapıyorum)


OLUR MU, OLMAZ MI ? Demeyin.......

Babamım dostlarındandı. Dimdik yürüdü. Hani Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmemiş tipler vardır ya,
öyle biriydi. Ben çok küçüktüm, evimize misafir gelirdi. "Oğul" diye seslenirdi hep. Bağdaş kurmaz, diz çöker öyle
otururdu. Gaz lambası ışığında daha bir heybetli görünürdü gözüme. Hep bitip tükenmek bilmeyen harp hatıraları anlatırdı.
Çanakkale, Gazze, Kafkas cephelerini dolaşmış; Sakarya, Dumlupınar'da savaşmış. Ancak İzmir'in kurtuluşundan sonra
köyüne dönebilmişti. Anlattıklarında hep acı, kan, cefa vardı. Kolay mı kazanılmıştı bu vatan? Ölüm neydi ki?
Şerbet içmek kadar kolaydı. "Biz kendi cenaze namazımızı kendimiz kıldık Çanakkale'de !" derdi sık sık.
Olur muydu??

Kirte muharebeleri sırasında bölükler arka siperlerde hücum sıralarını beklemektedirler. Ön siperlerdekiler ileri fırlamış
boğuşuyorlar. Yüzbaşı hucum için emir bekliyor. Bütün asker süngü takmış siperden fırlamak için hazır. Sinirler gergin ! ...
Bütün dudaklar kıpır kıpır dualar okuyor, kelime-i şehadet getiriyor. Süre uzuyor. Yüzbaşı erlere sesleniyor...
"Yavrularım... Aslanlarım... Biraz sonra Cenab-ı Rabb'ül Alem'in huzuruna varacağız. Abdestsiz gitmeyelim... Haydi !
Tüfeklerimizin kabzalarına ellerimizi sürüp, hep beraber teyemmüm edelim..."
Teyemmüm edilir... Bekleme devam etmektedir. Biraz sonra Yüzbaşı;
" Çocuklarım... Sanıyorum biraz daha bekleyeceğiz... Önümüzde biraz daha zaman var. İleride arkadaşlarımız şehit oluyor.
Hem onlar için, hem de vakit varken, kendi cenaze namazımızı kendimiz kılalım..."

" Kabe Karşımızda... "

Arkadan Of'lu Ali çavuş bağırır. " ER KİŞİ NİYETİNE... "

O gün yapılan hücumda, kendi cenaze namazını kılan pek az kişi sağ kalabilmişti.
Onlar Allah'a verdiği sözü tuttular....


<-Önceki::